9.haftayı maç yapmadan geçen Galatasaray için üç haftalık dilimdeki tek maçtı, bu uzun ara, sonradan toplanan kadro için bir alışma dönemi olacak diye düşünürken diğer taraftan taraftar olarak takımı sabırsızlıkla görmeyi bekliyorduk. Hatta ilk sekiz maçtaki oyunun çok iyi olmasa da umut vaat edişi, bize yeni gelen starların eklenmesi ile daha iyi olunacağının sinyallerini veriyordu. İşte tam da bu umutlar ile maçı beklemiş, stada veya ekran karşısına koşmuştuk.

Maç başladı ilk dakikalar oyun bir türlü oturmadı, düzelir dedik. Dakikalar geçiyordu ama düzen bir türlü kurulamıyordu, olur herhalde dedik. İlk golü yedik, olur öyle şeyler şanssızlık dedik. Ardından ikinci gol geldi, Galatasaray döner herhalde dedik. İkinci yarı oyuncu değişiklikleri ile başladı, biraz kıpırdadı ama yine gol atabilecek organizasyondan eksikti. Artık maç bitiyordu ve biz ne izledik, ne için buradaydık, zaman nasıl geçti soruları arasında akşamı bitirdik. Şaşkındık çünkü hiç birimiz bu kadarını beklemiyorduk. Bu kadar kötü olma hakları da yoktu, ama oldu. Şimdi iyi bir silkelenme zamanı. Herkesin şapkasını önüne koyma zamanı. Demek ki çok maç yapmak zararlı değil, az maç yapmak zararlı, anlayalım.

Maçtan önce kızımın basketbol antremanı vardı. Antreman sonrasında dikkatimi çeken bir durum için kızıma şu cümleleri kurmuştum: Antremanda bir rekabet durumundan uzak davranıyorsunuz, basket atmak için değil, sanki sadece birbirinize top atmak için oynuyorsunuz. Olmaz, birbirinize pas vermek baskete daha iyi gitmek için bir araçtır. Sonunda o basketi daha rahat atabilmek içindir, rakibi ekarte edebilmek içindir birbirinize top atmak. Dolayısıyla işin sonunda asıl amaç ise o basketi atabilmektir. Bu konuşmayı Nehir’e yaptığımda saat 13.00 idi, sonra saat 22.00 dolaylarında aynı şeyi hissettim. Galatasaray ne için pas yaptığının farkında değildi. Gol atmak olgusundan o kadar uzaktaydı ki, oyunda herkes sadece yanındakine pas vermek veya top atmak için vardı. Asıl amacını unutmuş, ne için orada olduklarından bihaber idiler. Zaten bu durum 9 maçta atılan 10 golü, maç başına 1,1 golü anlatıyor. Galatasaray pozisyon üretmeyi bilmiyor, tercihleri hep yanlış yapıyor.

Galatasaray geçen haftalara göre farklı ve radikal bir değişiklik ile çıktı sahaya. Uzun süredir formu tartışılan Kerem ve hücum gücünün rahat edebilmesi adına daha defansif tercih sebebi ile Oliviera yedek kulübesinde idi. İcardi ve Mata ilk defa ilk 11 de yer aldı. Böyle bir değişiklik için ise 8+3 kuralı devredeydi, teknik direktör bir değişikiliği düşünürken 3 bilinmezli denklemi çözüp öyle karar veriyordu. Sol bek Kazımcan oldu, ortada Torreira-Midtsjö, solda Mertens, forvet arkası Mata, santrafor İcardi.

Oyuna iyi başlamayan Galatasaray, hiç bir zaman düzenli bir sistem ve tarzda oyun imkanı bulamadı. Maçın başından sonuna kadar hiç bir dilimde oyunu hak etmedi. Kayseri çok mu iyi idi, hayır. Yani GS nin kötü oluşu karşı tarafın daha iyi olmasından da değildi. Kayseri Galatasaray’a göre daha çok koştu, daha çok istedi. Her alanda GS den daha fazla sayıda oyuncu bulundurdu ve 2-0 iken bile net 2-3 pozisyona girip maçı 4-0 a getirebilecek duruma geldi. Bu durum tamamen GS eksikliği ve zaafiyetinden kaynaklandı.

Öncelikle Oliviera’nın olmayışı hiç beklenmedik şekilde tüm bağlantıları kopardı. Bu yüzdendir ki ne defansif olarak ne de ofansif olarak kompakt bir yapıya bir türlü bürünemedi Galatasaray. İleri dörtlü Mertens-Yunus-Mata-İcardi ile geri dörtlü arasında hiç bir bağlantı kurulamadı. Üstüne üstlük Torreira’nın ekstra kötü oyunu söz konusuydu. Torreira çift ön liberolu yapıda yerini yadırgadı. Midtsjö  8 numara oynayabilmesinden kaynaklı alışık iken, gördük ki Torreira için aynı şey geçerli değildi. İkinci yarıda tek ön liberoya geçince farkettim ki, daha rahatlamıştı. Üçüncü olarak Mertens-Mata ve Yunus çok silik kaldı. Silik kalmalarında ise Kayseri’li meslektaşlarının daha fazla koşması sebepti. Adeta oyundan yıldırdılar.  Oyun dizilişinde Galatasaray, Kayseri ile bir türlü eşleşemedi. Birbirine yakın oynayan Kayseri oyuncuları, tam tersi çok uzak kalan Galatasaraylı oyunculardan hep üstündü.

Oyuna sonradan giren oyuncular oyunu hızlandırmış gibi görünse de bunun bir yanılsama olduğunu unutmayalım. Neticede yine istediğini yapamayan, gol üretmekte zorlanan bir Galatasaray. Skoru 2-1 yapmış gibi gözükselerde, yukarıda bahsettiğim gibi daha öncesinden 4-5 de olabilirdi. Kayseri daha fazla kaçırdı.

Mağlubiyeti hak ettiğimizi kabul ediyor, kötü oyunu onaylıyorum. Ama hakemin yaptıkları da  es geçilecek gibi değil. İlk yarıda Galatasaray’ın ceza sahası içinde elle kesilen pozisyonu penaltı değil ise, Galatasaray’ın eline çarpıp iptal edilen golü de nizami o halde. Bir yerde el yok deyip diğer tarafta el vermek bana garip geldi. İki pozisyonda da al kapalı, peki neden birinde öyle birinde böyle ve ikisi de GS aleyhine. Hakemin hatası Galatasaray’ın oyununu iyi yapmaz, ama göz göre göre de aynı pozisyonda farklı kararlar alınmaz.

Maçın Starı : Onur Bulut (Kayseri)- Sene başında yerli ihtiyacı nedeniyle ısrarla üç büyüklerin istediği Onur, maç boyunca enerjisi ile fark yarattı. Mertens’in kötü oyununda Kazımcan’ın vasat olmasında etken rol oynadı. Golü de muhteşemdi.

Maçın Hayal Kırıklığı : Galatasaray – Bir kaç futbolcu kötü oynar anlarım ama tüm takımın kötü olduğu bir güne denk gelmek kötü. Galatasaray futbol takımı külliyen hayal kırıklığı yarattı.

Maçın Olayı : Oliviera ve Kerem’in yedek kulübesinde başlaması, Mata ve İcardi’nin ilk maçlarına çıkışı maçın öne çıkan olayı idi. Maç sonuna yansıyan ise, gelenler gideni aratır cinstendi.

Maçın Güzel Yanı : Maçın güzel yanı olsa olsa maçın bitmesi olabilir. Ben ki her şeyde bir güzellik ararım ve vardır bilirim, ama bu satırlara bir şey yazmak istemiyorum.

Geleceğe Not : Maç bitti, hayalkırıklığı var, ama geçti. Önemli olan ders çıkarabilmek. Hataları ve eksikleri iyi tespit edebilmek. Çok güzel bir söz var ki, hayatımın merkezine uzun zamandır almış durumundayım. “HİÇ BİR ZAMAN KAYBETMEM, YA KAZANIRIM YADA ÖĞRENİRİM” . Kazanamadık, şimdi öğrenmek devrindeyiz. Bağlantılar nasıl kurulur, organizasyon nasıl yapılır, kim kiminle daha verimli olur, kim daha çok koşar, kimin daha çok koşmasına ihtiyacımız var. Antreman, antreman, antreman.

Olcay Koca,  16 Ekim 2022, Pazar

Loading

One Reply to “10.Hafta – 15.10.2022 -> Kayseri-Galatasaray = 2-1”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir