Güzel bir mini dizi. Sade, şık ve net. Anlatılmak istenen direkt. Ama anlatılmak istenen bir şey değil. Çok şey. Tıpkı başka şeyler gibi. Çünkü her zaman dediğim gibi, sen ne anlamak istiyorsun. Önemli olan da bu sanırım. Aynı şeye bakıp başka şeyler görmek gibi. Bu yazılarda bunun için zaten. Benim gördüklerim ve size önerdiklerim. Siz de aynı şeyi görüyor musunuz?
Dizi Stephan King’in aynı adlı romanından esinlenerek yayınlanmıştır. Zaman yolculuğunu tema olarak almıştır. Zaman konusunda hassasiyetimi bilirsiniz 🙂 Zaman yolculuğunda geriye doğru giderek zaman akışını değiştirmeye çalışmaktan bahseder. Ama bir çok roman, hikaye, dizi ve filmde olduğu gibi zamanın akışını değiştirmek mümkün olmaz. Çünkü su akar yolunu bulur misali, olacak olan olur, olmayacak olan ise olmaz. Ne yaparsan yap bu değişmez. Şekiller değişir, silüetler değişir, zamansal ve mekansal tasarımlar değişir ama yaşanacaklar bir şekilde yaşanır.
8 bölümden oluşan, hızlıca biten bir dizi. Kennedy’nin ölümünü konu alır. Dizinin adı da buradan gelir, Kennedy suikasti tarihi: 22.11.1963. Başrol oyuncumuzun Kennedy suikastini önlemeye çalışırken, yaşadıklarını anlatır dizi. Yaşarken tekrar tekrar geriye dönmeyi, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamayı, yaşadığından ders alarak tekrar geri dönmeyi ama yine de yaşamı değiştirmenin mümkün olmadığını gösterir. Bu aşamada asıl amacından saparak farklı hayatları da tanımasını sağlar. Farklı hayatları tanımak, onu farklı yaşamlarda farklı hayatlar yaşayabileceğini de gösterir. Ancak farklı hayatlar yaşamanın bu kez farklı sonuçlar da doğuracağını görür. Biliyorum çok karmaşık oldu ama o sahneye gelince beni anlayacaksınız. Kabullenmenin ne demek olduğunu, geçmişte bir şeyleri düzeltmenin başka şeyleri bozabileceğini anlayacaksınız. İşte o sahneye gelince beni hatırlamayı unutmayın.
Girişte bahsetmiştim, siz nereden görmek istersiniz, nereden bakmak istersiniz. “Geçmişi daha iyi yaşayabilirdim açısından mı” bakmak istersiniz, “Her şeyi düzeltebilirim” isimli kontrol mottosundan mı?, yoksa “her şeyin bir sebebi var” sloganında mı? Nasıl bakarsan bak aslında. Hep aynı şeyi görüyoruz. Hayat seçimlerimizden ibaret. Kader dediğimiz şey aslında seçimlerimiz. Küçük bir an da, küçücük bir tercihimiz kaderin seyrini değiştirir. Geçmiş yüzlerce ihtimalden ibaret, aynı anda gelecek de öyle. Şuan bile, şuan alacağın bir karar yüzlerce ihtimali doğuracak. Ve hangisi daha iyiydi hiç bir zaman bilemeyeceksin. O yüzden keşkelerle zamanını geçirme istersen. Keşke dediğin şey aslında düşündüğün gibi değil belki de. Bilmiyoruz ki, kim bilir..
Belki denk gelmişsinizdir sosyal medyadan. Madrigal’den “Başka bir evrende” şarkısıyla özdeşleşmiş bir klibi vardır filmin. Bir şarkı ile bir filmin bu kadar güzel eşleşmesi başka bir güzeldir.
Geçmiş direnir adeta. Düzeltmek mümkün olmaz. Düzelttikçe bozulur her şey ve sonra anlarsın, “aslında her şey olması gerektiği gibidir”… Taş yerinde ağırdır, zamanın bir bildiği vardır. Şimdi değil ama belki sonra anlarsın. Her attığın adımın bir anlamı vardır ve bir nedeni. Her attığın adım o an için en doğru adım. Yüzlerce ihtimalde arasından o an, en mantıklı adım aslında.
Bide erken veya geç kalmak konusunu işler dizi. Bazen elinizde olmaz, ya erken gelmişsinizdir, yada geç kalmışsınızdır bazı şeylere. O an için bunu hissedersiniz, ama yine aynı sonuca varır. Bilmiyoruz ki, geç yada erken kalmasaydınız ne olurdu ki? Ama böyle deyince aklıma aşağıdaki şiire değinmeden geçmek olmaz.
“Sen bana geç geldin, ben sana erken, tutuşsun gün, yansın geceler, vaktimiz varken”….
O yüzden boşuna dememişler “yaşıyorken yaşa”..
Kendi haline bırak. Seven sever, gelen gelir, giden gider zaten… Zaman geçse de bunlar geçmez, dünde bugünde yarında.. Yıllar geçse de o bakış hep aynı kalır… Tıpkı dizinin son sahnesinde olduğu gibi: “seni bir yerden tanıdığıma eminim” der…
İyi seyirler dilerim…
Olcay KOCA
05 Haziran 2026, Cuma